Kızılay’ın Hindu Sağlıkçıları
Yüzyıllar boyunca üç kıtada Türk İslam devletlerinin en güçlü temsilcisi olarak varlığını sürdüren Osmanlı Devleti; 18. Yüzyılın sonunda ortaya çıkan, 19. Yüzyılda ise giderek güçlenen milliyetçilik akımlarının etkisiyle diğer büyük çok uluslu devletler gibi tarihin genel akışına uygun olarak çözülme sürecine girmiştir. Osmanlı Devleti'nin bu yüzyılda yaşadığı ve etkisi neredeyse 20. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam eden en önemli kırılma ise Balkanlarda yaşanan büyük savaşlardır. 1829'da Yunanistan'ın bağımsız bir devlet olmasıyla başlayan Balkan uluslaşma süreci 20. Yüzyılın başlarında çıkan iki büyük savaşla zirve noktasına ulaşmış, Ekim 1912-Mayıs 1913 arası periyotta çıkan Birinci Balkan Savaşı'nda Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan Osmanlı Devleti'ne saldırmışlardır. Osmanlı Devleti bu savaş sonunda Trakya'nın büyük bir kısmını dahi kaybetmiş, Midye-Enez hattının doğusuna çekilmiştir. Ancak Balkan devletleri Bulgaristan'ın daha fazla toprak elde etmesini içlerine sindirememişler, bu kez hep birlikte Bulgaristan'a saldırmışlardır. Osmanlı Devleti de bu savaşı fırsat bilerek Bulgaristan'a savaş açmış ve kaybettiği toprakların bir kısmını geri almış, sınırlarını Meriç nehrine kadar genişletmiştir ki bu süreç de tarih yazımında İkinci Balkan Savaşı olarak bilinmektedir. [Haziran-Ağustos 1913]. Osmanlı Devleti Doğu Avrupa ve Balkanlarda bu süreci yaşarken, Kuzey Afrika'da Trablusgarb civarında da İtalya ile aynı anda savaşmak zorunda kalmıştır. [1911-1912] Dünya siyasetinde etkili bir aktör olmak isteyen İtalyan'ın emperyalist emelleri, İtalya'yı Osmanlı toprağı olan Trablusgarb'ı işgal etmeye itmiş, Trablusgarp, bazı Ege kıyıları, Adriyatik çevresi gibi pek çok bölgede şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Osmanlı Devleti'nin aynı anda pek çok bölgede Hristiyan devletle, savaşa girmiş olması, Müslüman dünyasında Haçlı ittifakı ruhunun yeniden canlandığı şeklinde yorumlanmış, dünyanın pek çok bölgesindeki Müslüman milletler ve devletler bu işgalleri kınamışlar, protesto etmişlerdir. Jön Türkler'in en önemli temsilcisi olan Namık Kemal başta olmak üzere İmparatorluğu dağılmadan kurtarmak için farklı kişilerce ortaya konulan kurtuluş reçetelerinden birisinin İslam birliği [İttihād-ı İslām] olması, İslam dini çevresinde yeni bir birlik ruhunun oluşmasını sağlamıştır. İletişim araçlarının giderek artan gücünün de etkisiyle tüm dünya Müslümanlığı arasında yeni bir birlik ve dayanışma bilinci filizlenmeye başlamıştır ki bu da İslamcılık düşüncesinin doğuşu anlamına gelmektedir.
Dünyadaki en kalabalık Müslüman nüfuslardan birini barındıran Hindistan'da ise İslamcılık düşüncesi ve hilafet fikri yoğun şekilde yaşanmış; İngiliz emperyalizminin sömürücü etkisi Hindistan Müslümanları ile Osmanlıları birbirine daha çok yakınlaştırmıştır. Osmanlı ve Hindistan arasında aslında 16. Yüzyılın ortalarına kadar giden ilişkiler bu dönemde yoğunlaşmış, her iki milletin de Batılı emperyalist güçlerce maruz bırakıldıkları mağduriyetler işbirliği fikrini de beraberinde getirmiştir. Karşılıklı ziyaretler ve bazı taltifatlar da bu işbirliği duygusunu gün geçtikçe pekiştirmiş, her iki ülkenin süreli basınlarında her iki ülkenin gündemine dair uzun metrajlı yazılar sıklıkla yayınlanmaya başlamıştır. Trablusgarp'ın İtalyanlarca işgali Hindistan'ın önde gelen kişilerinden Seyyid Emir Ali tarafından :
"Trablus'un İtalya tarafından istîlâsı tasavvurunun netâyic-i mütehammilesine enzâr-ı dikkati celb için muhterem gazetenizin lütufkârlığına mürâcaata cesâret ettim. İngiltere için bu mes'ele pek büyük bir ehemmiyeti hâizdir. Milyonlarca İslâm İngiliz tâbiiyyetini hâiz olduklarından memâlik-i hâriciyyede kendi din kardeşlerine tealluku olan her şeyi bittabi' büyük bir dikkat ve merakla ta'kīb ederler. Böyle bir tecâvüz-i ahd-şikenâne ve vahşiyânenin tevlîd eylemesi muhakkak olan nefret ve infiâl âlem-i İslâm'ın her tarafına sirâyet edecektir. Hıtta-i Mısriyye ve bütün Şimâlî Afrika derhal bundan dûçâr-ı teessür olacak veterakkıyât-ı medeniyye ve hüsn-i âmîziş-i milel ü akvâm asırlarca geri kalacaktır." [Sıratımüstakim, sayı 161, 22 Eylül 1327]
şeklinde sert bir mektupla protesto edilmiştir. Mektupta mealen İtalyanların yaptığı bu işgalin İslam dünyasında büyük bir uyanışa sebep olacağı; İngilizlerin yönetimi altında yaşayan milyonlarca Müslümanın buna kayıtsız kalamayacağı, Asya'dan Afrika'ya büyük bir uyanış dalgasının yaşanacağı ve çıkacak bir kargaşalığın tüm insanlığı olumsuz etkileyeceği belirtilmekte, adeta İngilizlere ve büyük güçlere aba altından sopa gösterilmektedir. Karşılıklı işbirliği ve ortak kamuoyu oluşturma girişimleri şüphesiz yalnızca yazılı basın üzerinden olmamıştır. 19. Yüzyılda Hindistan Müslümanları ile Osmanlı arasındaki işbirliğinin önemli veçhelerinden birisi de Hindistan Müslümanlarının Osmanlı Devleti'ne Tablusgarp ve Balkan Savaşları'nda yaptığı sağlık yardımlarıdır. Dönemin Osmanlı Kızılay'ı yani Hilāl-i Ahmer Cemiyeti üzerinden Osmanlı'ya ulaştırılan sağlık yardımlarının en önemlileri ise Hind Müslümanı doktor ve sağlıkçıların yaralıları tedavi etmek üzere Osmanlı Devleti'ne gelmeleri şeklinde gerçekleşmiştir.
Osmanlı'ya savaş sürecinde başta sağlık malzemesi, tıbbi araç gereç ulaştırılması vs. gibi konularda en çok yardım eden Hind Müslümanlarının başında ise Londra'da tıp eğitimi alan ve dönemin önde gelen hekimlerinden birisi olan Muhtar Ahmed Ensari yani Osmanlı kamuoyunda bilinen ismiyle Dr. Ensari gelmektedir. Ensari bu konuda yalnız değildir zira kendisi gibi İngiltere'de eğitim almış önde gelen Hindistan Müslümanlarının çocukları da o dönem Hindistan milli uyanış sürecinde Müslüman dünyasında olan bitenlere karşı kayıtsız kalmamaktadırlar. Bir tıp doktoru olmasının yanında Hindistan'daki bağımsızlık hareketleri ile de yakından ilgilenen Ensari ise, Halifelik kurumunun Müslüman dünya üzerindeki etkisini de bilmesinden dolayı Osmanlı'ya ayrı bir özen göstermiş, Halifeliğin birleştirici gücünden ve etkisinden yararlanmak istemiştir. Hilal-i Ahmer Salnamesi'ne göre Osmanlı'ya değişik tarihlerde birkaç kez gelen Hindistan Hilal-i Ahmer heyetlerinde şu isimler yer almaktadır: "
"Abdulhak Bey, Seyyit Al Umran, Seyyit Mehmet Hüseyin ve Seyyit Hasan Abid Caferi, Dr. Feyzi Bey, Dr. Mehmet Hüseyin, Dr. Nimkar, Dr. Mülken, Dr. Nizar Ahmet, Dr. Selim, Eczacı Ruşen, Katib Seyyit Abdülvacit, Baş Hastabakıcısı Seyyit Mehmet Şerif, İdare Memuru Seraceddin, Sandık Emini Abdüllatif, Dr. M. Naim Ensari, Dr. Feyzi, Dr. Bari ve Dr. Mahmudullah, Abdurrahman Sıddiqi, Abdurrahman Peşaveri ve Khaliquazzaman [Kerimoğlu, 2012: 175-177] [1]
Dr. Ensari Balkan Savaşları esnasında Osmanlı'ya yardım maksatlı bir sağlık heyetinin oluşturulmasına ön ayak olduğu gibi topladığı arkadaşlarıyla Osmanlı ülkesine gelmiş, cephede altı aya yakın bir süre sahra hastanelerinde hizmet vermiştir. 1913'de savaş sonunda ülkesine dönmüş, bu kez de ülkesinde Osmanlı'ya yardım yapılması için güçlü bir kamuoyu oluşturma çalışmasına başlamıştır. Bu çabası, kısa bir süre sonra etkisini göstermiş; Ensari, savaş sonunda Anadolu'ya yaşanan büyük göç dalgasının yarattığı zorlukların kolayca aşılması için muhacirler yararına topladığı 150 İngiliz lirasını Mayıs 1913'de göndermiştir. Osmanlı Hariciyesi'ne yazdığı aynı mektupta 1500 İngiliz lirasının daha kısa bir süre içinde gönderileceğini de bildirilmektedir. [BOA. 4173/312901 Lef: 10]. Mezkur meblağ o dönem yaklaşık 1648 Osmanlı Lirası'na karşılık gelmektedir. [BOA. 4173/313026 Lef: 2].
Balkan Savaşları müddetince insani yardım çerçevesinde Osmanlı'ya büyük yararları dokunan Dr. Ensari ve arkadaşlarının bu çalışmaları savaş sonrası dönemde bu kez İttihad-ı İslam fikri ve Halifelik kurumunu güçlendirme çalışmaları şeklinde devam etmiştir. Kaybedilen Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti yıkılmış ancak Anadolu'da başlayan Milli Mücadele hareketi meyvesini vermiş, Osmanlı'nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur. Yeni rejimin kuruluşundan kısa bir süre sonra halifeliği kaldırması, Dr. Ensari ve arkadaşlarının da yeni rejimle kurduğu ilişkilerde belirleyici olmuştur. Türkiye kamuoyu ve bürokrasisi ile kurdukları diyaloglarda hilafet yanlısı bir politika gütmediklerine dair sıklıkla yapılan vurgular bunun kanıtı niteliğindedir. [HR.İM. 249/85, Lef:1, 22/07/1925] Sonuç olarak Dr. Muhtar Ahmed Ensari ve arkadaşlarının çabaları son dönem Osmanlı ve erken dönem Türkiye Cumhuriyeti ve sonrası süreçlerde Türkiye ve Hindistan Müslümanlığı arasındaki sıcak ilişkilerin oluşmasına büyük katkıda bulunan gelişmeler olarak tarih sahnesindeki yerlerini almışlardır.
[1] Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nda Hint Müslümanlarının Osmanlı Devleti'ne Yaptıkları Yardımlar, Hasan Taner Kerimoğlu, TDİD, XII/2, 2012, s. 161-181.
Umut Soysal
İzmir'in Tire ilçesinde 5 çocuklu bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya geldi. 2004 yılında başladığı Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü'nden 2008 yılında mezun oldu. Aynı yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans programına kabul edildi. "Eski Türk Edebiyatı Bilim Uzmanı" derecesini aldı. 2004-2010 arası İzmir'de bulunduğu süre içerisinde Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinde Türk Müziği Konservatuarı, İktisat, Tarih, Türkoloji, Sahne Sanatları" gibi pek çok bölümün derslerini takip ederek bu bölümlerde ders veren hocaların bilgi ve görgüsünden istifade etti. 2008-2010 yılları arasında MEB'e bağlı çeşitli okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yaptı. 2010 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak o tarihten sonra aynı kurumda Osmanlı Tarihi ve Eski Metinler Uzmanı olarak çalışmaya başladı. Müziğe olan ilgisi erken yaşlarda başladı. 2002 yılında Ney'le tanıştı.
