Robert Altman, Raşomon’u Yorumluyor
Raşomon benim için Kurosava filmlerinin en ilgincidir. Bir de Kanlı Taht var. Bu ikisi en çok öne çıkanlar. Kanlı Taht'a daha fazla nüfuz edilebilir çünkü Japon olmayan seyircinin çoğu, en azından Macbeth'in temel hikâyesini bilir.
Bu (Raşomon) ise daha yaratıcıydı çünkü buna benzer bir şey gördüğümüzü sanmıyorum. Buradaki en önemli şey, bir film seyrettiğinizde perdede karakterler görürsünüz; bu, belirli şeyleri hayal ettiğiniz okuma eylemi gibi değildir. Çok belirli şeyler görürsünüz. Bir ağaç görürsünüz, bir kılıç görürsünüz, böylece bunu gerçek olarak kabul edersiniz. Fakat bu filmin içinde önce bunu gerçek olarak kabul edersiniz sonra da anlarsınız ki bu mutlak bir gerçek değil. Gördükleriniz, insanların üzerine konuştuğu olayın çeşitli varyantlarıdır ve hangisinin gerçek olduğu hangisinin gerçek olmadığı size hiç anlatılmaz. Bu da sizi, hepsinin gerçek olduğu ve hiçbirinin gerçek olmadığı biçimindeki kesin sonuca ulaştırır. Böylece bir şiire dönüşür ve zihinlerimizdeki "eğer görüyorsak bu bir hakikat olmalı" biçimindeki görsel şeyi çatırdatır. Bir başka deyişle, bu belirgin görüntülerin olmadığı okuma eyleminde ve radyoda onları zihniniz üretir. Benim zihnimin ürettiği sizin zihninizin ürettiği ile hiçbir zaman aynı değildir.
Sizi sürekli geriye götüren dava ya da tanıklık sahnelerinde tanıklık eden kişinin arkasında iki figür görürsünüz. Kadıyı hiç görmeyiz. Böylece bu kişi seyirciye konuşmaktadır ama seyirci sanki kadıymış gibi. Seyirci sanki "Ne oldu?" diyor gibidir. "Diğer adamın bana başka bir şey anlattığını gördüm." Ve farklı bir versiyon elde edersiniz. Bunların hepsinde yer alan tek hakikat, bir adamın ölümüdür. Ve geri kalanı bir şiirdir ve dramatiktir ve başarılıdır ve bana kalırsa filmde neyin mümkün olduğu ve neyin arzulandığı hakkındaki benim algımı kesinlikle değiştirmiştir. Yalnızca seyircinin bu sonuca varmasını sağlayabiliyor olmalısınız ve "Ah, olan bu değilmiş." dersiniz. Oturup bu filmi izlettirdiğiniz herkese sorular sorun. Kimseden aynı yanıtı almazsınız. Bu sanattır. Sanat budur. Aklınızın, zihninizin içine işler ve sizin tarihteki deneyiminiz bu yeni bilgiye tepki vermek zorundadır. Fakat siz bununla ilgili olarak kendi kişiliğinizden tepki verirsiniz ve onun gücü de buradan gelmektedir.
Bence kamera çalışması olağanüstü. Hep yaprakların arasındayız ve belirginlik yok. Filmin görsel tarzı bunu yayma eğiliminde. Eğer izlenimci bir biçimde resim yapıyorsanız, bir resim gibi. Örneğin, bütün filmi açık bir göğün altında çekmiş olsaydı oldukça farklı bir film olurdu. Fakat ortamın alacalı bulacalı hale getirilmesiyle, hiçbir zaman nerde olduğunuzu ya da olmadığınızı anlamıyorsunuz. Aklımda en çok kalan şeyse ağaçların arasından güneşin filme çekilmesi ve o gidiş, o sürekli gidiş. Kurosava'nın kamerasını güneşe ilk doğrultan olduğu söylenir. O zamanlar televizyon için çekim yapıyordum ve bunu gördükten sonra ertesi gün dışarı çıktım ve işe gidip o çekimlerden birini birebir taklit ettim. Hangi bölümdü hatırlamıyorum ama salıncakta sallanan biri vardı, kamerayı salıncakta salladım ve bütün olup biteni oradan gördüm. Bundan büyülenmiştim. O zamandan beri bunu yapıyorum.
O yağmur, o yağmura bayılıyorum. Yağmur her filmde başarılı olan gerçek bir duygusal tetiklemedir. Hava durumlarına bayılırım; yağmura, aşırı sıcağa ya da rüzgara ya da kara. Ölçüsüz olan her şeye. Çünkü size altında konuşmak için bir battaniye verir. Size seyircinin duygusal bağ kurabileceği başka bir tabaka verir. Yani benim için bu filmin her bir öğesi bu filmin bir parçasıdır, şiirin bir parçasıdır. Mifune'nin oyunculuk tarzı ve Japon oyuncular, İngilizce konuşulan Avrupalı oyunculuk tarzından oldukça farklı. Ben bundan yararlandım. Özellikle de kadın bence iyiydi. Mifune'nin karakterinin biraz abartılı olduğunu hissetmiş olabilirim ama bu o kültürün müziği. Bir Japon hiçbir zaman o filmi Japon olmayan biri gibi görmeyecek. Japonların kültüründe samuray tarihi bizim yaptığımız Amerikan westernleri gibi bilinmektedir. Her kültürde çocukluğunuzun geçtiği sahne vardır. Bu filmde bunu çok gözden kaçırıyoruz çünkü bizde bu arka plan yok. Fakat Japon olmayan seyirci için bunun en iyi tarafı fazla diyaloğun olmaması. Bu görsel bir film ve neredeyse başlıklar olup bitenden haberdar olmanızı sağlıyor. Seyirciyi çarpan, görsel dürtü. Filmin amacı budur. Öyle olmasaydı ışığı yakar ve ona radyo deyiverirdik. Sonuç olarak muhteşem bir film. Kesinlikle beni çok etkiledi ve etkilemeyi de sürdürüyor.








