Kültürel Mirasın Yargısal Korunması: Selimiye Camii Davası
Türk-İslâm mimarîsinin en yetkin örneklerinden olan, Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camii ve Külliyesi 2011'de Dünya Miras Listesi'ne insan yaratıcılığının başyapıtlarından olması ve İslâm-Osmanlı mimarî tipolojisinin gelişiminin zirve noktasını teşkil etmesi gerekçeleriyle alınmış; böylece olağanüstü evrensel değerinin bulunduğu, milletlerarası planda teyit edilmiştir. Bu statü, esere yapılacak müdâhalelerin yalnız estetik ve teknik değil, milletlerarası sorumluluk doğuran bir yönetim ve koruma rejimi altında ele alınmasını gerektirmektedir.
Ülkemizdeki restorasyon uygulamaları ciddi sorunlar barındırmaktadır. Nitekim muhtelif tarihî yapılarda gerçekleştirilen, bilimsel restorasyon ilkeleriyle bağdaşmayan ve hipotetik rekonstrüksiyon niteliği taşıyan müdâhaleler, özgün kültür varlıklarının yapısal ve sanatsal özelliklerini geri dönülmez biçimde zedelemiştir. Bu durum, kültürel mirasımızın gerek millî ve gerekse milletlerarası koruma standartları doğrultusunda yeterince korunamadığını göstermiştir.
Selimiye Camii'nde ana kubbe kalem işlerinin "XVI. yüzyıldaki Sinan üslûbuna döndürülmesi" iddiasıyla gündeme gelen tezyinat projesi, koruma camiası ile idareyi karşı karşıya getirdiği gibi kamuoyunda haklı olarak önemli tepkilere neden olmuştur. XVIII. yüzyıldan beri yapılmış kubbe kalemişleri katmanının kaldırılarak XVI. yüzyıla dönüş şeklindeki bir varsayıma dayalı tasarımın ana kubbeye uygulanmasının, yapının özgünlüğünü ve tarihsel sürekliliğini zedeleyeceği tartışılmaktadır. Projeyi savunanlar, yarım kubbelerdeki özgün nakışların orantılı büyütülerek ana kubbeye taşındığını, bunun yeni tasarım değil özgünlüğe dönüş olduğunu ve Bilim Kurulu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü onaylı bir bilimsel proje kapsamında yürütüldüğünü iddia etmektedir. Ancak 2024'te benzer içerikli başvuruların hem Bilim Kurulu'nda hem de Koruma Bölge Kurulu'nda yetersiz bilimsel veri gerekçesiyle reddedildiği bilinmektedir. Ancak bu red kararlarına rağmen 2025'te onaylanan Selimiye projesi, bu onay sürecini şeffaflık açısından sorgulanır kılmaktadır.
Mimar Sinan'ın başyapıtı Selimiye Camii'nde yürütülen tezyinat/restorasyon uygulamalarına ilişkin olarak Edirne İdare Mahkemesi'nin 2025/1967 E. sayılı dosyasından verilen 26/09/2025 tarihli yürütmenin durdurulması kararı, Türkiye'de koruma pratiği-yargı ilişkisini ve "özgünlük-bütünlük-yönetim" eksenindeki uluslararası miras ilkelerini yeniden gündeme taşımıştır. Mahkemenin karar gerekçesi, uyuşmazlığın niteliğini ve yürütmenin durdurulması koşullarının nasıl somutlaştırıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim karar metninde şu ifadeye yer verilmiştir: "Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden; Selimiye Camii harimm kısmı, ana kubbe, yarım kubbeler ve mihrap kubbesinin evveliyatında yetkili Kurul tarafından kabul edilerek tatbik edilen kalemişi restitüsyon ve restorasyonunun ortadan kaldırılarak onay verilen yeni bir projenin hayata geçirilmesine ilişkin olması nedeniyle, dava konusu işlemlerin uygulanması halinde tescilli tarihi yapıt açısından telafisi güç zarar doğurabilecek veya etkisi tükenecek nitelikte buluduğu kanaatine varıldığından" yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun m. 27 hükmü uyarınca, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve işlemin uygulanması hâlinde telâfisi güç veya imkânsız zararlar doğurması unsurlarının birlikte gerçeleşmelidir. Edirne İdare Mahkemesi, Selimiye Camii'ne ilişkin projeyi değerlendirirken özellikle ikinci unsur üzerinde durmuştur. Mahkeme, daha önce onaylanmış ve tatbik edilmiş kalemişi projesinin gerekçesiz iptal edilerek yerine "XVI. yüzyıla dönüş" başlığı altında yeni bir uygulamanın geçirilmesini, eserin özgünlüğünü ortadan kaldırabilecek ve telâfisi güç zarar doğurabilecek bir işlem olarak görmüştür.
Mahkeme, yalnızca idarî işlemin hukuka uygunluk denetimiyle yetinmemiş, aynı zamanda uygulanacak işlemin doğuracağı sonuçların telâfisi güç zarar oluşturma potansiyelini dikkate almıştır. Bilhassa kültürel miras niteliği taşıyan yapılarda, bir kez uygulanan restorasyonun geri dönüşünün fiilen imkânsız oluşu, yürütmenin durdurulması kararını zorunlu kılan en belirgin unsurdur. Bu bağlamda, telâfisi güç zarar durumu, somut tehlike olarak değerlendirilmiştir.
Önceki onaylı projenin gerekçesiz şekilde iptal edilmesi ve akabinde "XVI. yüzyıla dönüş" adı altında yeni bir yaklaşımın geçirilmesinin de mahkemece sorgulanması, idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olabileceğine dair güçlü bir işarettir. Zira idare, bir kez onayladığı ve uygulamasını tamamladığı projeyi, bilimsel verilerle temellendirilmemiş yeni bir görüş üzerine iptal edemez; aksi hâlde hukuka uygunluk karînesini zedeler ve keyfîlik eleştirilerine maruz kalır. Bu noktada yürütmeyi durdurma kararı, hem eserin özgünlüğünü korumak hem de idarenin karar süreçlerinde hukuki belirlilik ve gerekçe ilkesine riâyet edilmesini sağlamak bakımından isabetlidir.
Bu bağlamda "uygulanmakla etkisi tükenecek" işlem kavramının da dikkate alınması gereklidir. Bu kavram, İYUK m. 27 hükmünün ikinci fıkrasında düzenlenmiştir ve yürütmenin durdurulması kurumunun özel bir görünümünü ifade eder. Bazı idarî işlemlerin bir defa uygulandığında geriye dönülmesi fiilen veya hukuken mümkün değildir. Bu tür işlemler, uygulanmasıyla birlikte hem maddî hem de hukukî sonuçlar doğurur ve dava sonunda iptal edilse bile, ortadan kaldırdığı fiilî durum geri getirilemez. Yürütmenin durdurulması kararında, bu kanun metnini aynen aktarmış ve somut olayda, restorasyonun tabiatı gereği geri döndürülemez sonuçlar yaratabileceği saptamasına yer verilmiştir.
Edirne İdare Mahkemesi, idareden ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'den; 2023-2025 arasındaki kurul kararlarının tam metinlerini, onaylı proje dosyalarını, 2024'teki itiraz dilekçeleri ve ret gerekçelerini, önceki yıllara ait rölöve/karar ve görsel belgeleri, yeni projenin teknik-hukukî gerekçelerini, analiz ve restitüsyon şemalarını ayrıntılı biçimde istemiştir. Bu ara karar, idarî yargılamada delillerin toplanması ve dosyanın tam olarak aydınlatılması yükümlülüğünün bir yansımasıdır. Zira İYUK uyarınca hâkim, resen araştırma ilkesi gereğince, dava konusu işlemin hukuka uygunluğunu sağlıklı biçimde değerlendirebilmek için gerekli gördüğü tüm bilgi ve belgeleri idareden isteyebilir. Bu durum, özellikle kamu yararıyla doğrudan bağlantılı ve geri dönüşsüz nitelikte sonuçlar doğurabilecek uyuşmazlıklarda daha da önemlidir. Selimiye Camii davasında mahkemenin yalnızca proje onay belgeleriyle yetinmeyip, geçmiş rölöve kararları, itiraz dilekçeleri, reddetme gerekçeleri ve teknik analiz raporlarını istemesi; idarenin gerekçe gösterme yükümlülüğünü ve kararların denetlenebilirlik şartını hatırlatmaktadır. Mahkeme, yürütmenin durdurulması kararıyla yalnızca şeklî değil maddî yönden de denetim yaparak, eserin özgünlüğünü tehdit eden belgesiz ve şeffaflıktan uzak idarî tasarrufların iptali olasılığını güçlendirmiş ve kültürel mirasın korunmasında hesap verebilirliği sağlamıştır.
Mahkemece verilen yürütmenin durdurulması kararı, milletlerarası düzenlemeler çerçevesinde de değerlendirilmelidir. Bu bağlamda 1964 tarihli Venedik Tüzüğü, hipotetik rekonstrüksiyona mesafeli durur; özgün katmanların saygıyla korunmasını ve müdâhalede ayrışabilirlik ilkesini vurgular. 1994 tarihli Nara Özgünlük Belgesi ise özgünlüğün, yalnız malzeme/bezeme değil, tarihsel bağlam ve süreklilikle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Bu iki çerçeve, belgeli katmanların kaldırılmasını istisnaî hâle getirir. Dünya Mirası Sözleşmesi Uygulama Rehberi, dünya mirası alanlarında müdâhaleleri olağanüstü evrensel değeri koruyacak şekilde yönetmeyi, koruma-planlama-raporlama zincirinde belgelendirme ve şeffaflığı şart koşmaktadır. Selimiye'nin olağanüstü evrensel değeri ise, Mimar Sinan'ın mekânsal-yapısal kompozisyonu kadar iç tezyinatın tarihsel anlatısına da bağlıdır; bu nedenle "aslına rücu" iddiası, kanıtlanmadıkça olağanüstü evrensel değer ile çatışma durumundadır.
ICOMOS [Milletlerarası Anıtlar ve Sitler Konseyi] tarafından belirlenen yapısal/teknik ilkeler uyarınca, yapılara müdâhale mümkün olduğunca sınırlı tutulmalı ve yapılan işlem, ileride gerekirse geri alınabilecek nitelikte olmalıdır. Ana kubbe gibi yapının en çok dikkat çeken bölümlerinde yapılacak yeni tasarımlar, geri dönüşü olmayan etkiler yaratabileceği için en yüksek ispat standardını gerektirir. Nitekim ICOMOS Türkiye, Selimiye Camii'nin ana kubbesine ilişkin kalemişi rekonstrüksiyonu projesinin, bilimsel kanıtlardan yoksun ve mevcut XVIII. yüzyıl katmanını yok edecek nitelikte olduğu için ciddi bir koruma ihlali riski taşıdığını belirtmiştir. Görüşte, yapıdaki belgelenebilir tek katmanın korunması gerektiği, restitüsyon yerine varsayıma dayalı rekonstrüksiyonun milletlerarası ilkelere aykırı olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, mevcut uygulamanın sökülmesinin hem dönemsel özgünlüğe zarar vereceği hem de kamu kaynaklarının israfına yol açacağı ifade edilmiş; ilgili millî ve milletlerarası kurumların acilen bilgilendirilmesi çağrısı yapılmıştır.
Dava konusu restorasyon projesi bağlamında, restitüsyon ve rekonstrüksiyon kavramları arasındaki farkın da dikkate alınması gerekir. Restitüsyon, kanıtlanabilir geçmiş durumun bilimsel yeniden kurgulanması iken rekonstrüksiyon, çoğu kez varsayıma dayanır. Ana kubbeye ölçekleme-taşıma yaklaşımı, restitüsyon kanıt standardını karşılamadıkça rekonstrüksiyon olarak nitelendirilmelidir. Bu nedenle Selimiye Camii'nin ana kubbesine yarım kubbelerden motifleri ölçekleyerek aktarma yaklaşımı, yeterli belgeli kanıtlarla desteklenmedikçe restitüsyon değil, rekonstrüksiyon kapsamında değerlendirilecektir. Böyle bir müdâhale, UNESCO'nun olağanüstü evrensel değer kriterleri açısından özgünlüğün zedelenmesi ve geri dönüşsüz kayıplar doğurması riskini büyütür; dolayısıyla koruma pratiğindeki kanıt standardının yüksekliği ve belgeselliğin önemi burada belirleyici hâle gelmektedir.
Edirne İdare Mahkemesi'nin 2025/1967 Esas sayılı dosyasında Selimiye Camii'ne dair vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararı, "telâfisi güç ve imkânsız zarar" ile "uygulanmakla etkisi tükenecek işlem" ölçütlerini, kültürel mirasın geri dönüşsüzlüğü bağlamında yorumlamış; böylece restorasyon gibi geri alınamaz müdâhaleler karşısında ihtiyât ilkesini işletmiştir. Karar, gerek mevzuatla, gerekse UNESCO'nun öngördüğü özgünlük, bütünlük ve belgelendirme ilkeleri ile uyumlu olup, hem eserin tarihsel katmanlarını hem de olağanüstü evrensel değer statüsünü korumayı amaçlamaktadır.
Daha açık bir ifadeyle, Selimiye Camii'ne yönelik "restorasyon" adı altında yürütülen ve kültürel mirasın özgün katmanlarını tahrip etme riski taşıyan müdâhaleye milletlerarası koruma düzenlemeleriyle de uyumlu yargısal bir kararla engel olunmuştur. Bununla birlikte, İstanbul'daki Kapalı Çarşı ve Şahkulu Sultan Dergâhı, Edirne'deki Eski Camii, İzmit'teki Orhan Camii, Çorum'daki Ulu Camii, Malatya'daki Silahtâr Mustafa Paşa Kervansarayı ve Suceyin Taş Köprüsü, Kastamonu'daki Nasrullah Camii, Manisa'daki Ulu Camii ve Konya'daki Ak Camii gibi pek çok tarihî yapı, benzer nitelikteki yanlış restorasyon uygulamaları neticesinde geri döndürülemez biçimde zarar görmüştür. Bu tablo, kültürel mirasın korunmasının yalnızca yargı organlarının müdahalesine bırakılmasının yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla toplumsal bilinçlenmenin güçlendirilmesi, bilimsel kurumların etkin ve bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmesi ve idarenin şeffaflık mükellefiyetini ifa etmesi, kültürel mirasın sürdürülebilir şekilde korunması bakımından vazgeçilmez unsurlar olarak değerlendirilmelidir.
Yazar'a ait Diğer Yazılar
Dr. Tolga Ersoy
1980 yılında İstanbul'un Şişli ilçesinde doğdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü'nün Kültürel İncelemeler yüksek lisans programını 2009 yılında "Prokopios'un Yapıtlarında Perslerin Temsili" başlıklı tezi ile tamamladı. Robert Drews'un "Tunç Çağı'nın Sonu: Askeri Değişim ve Antik Akdeniz'de Çöküş" adlı yapıtını Gürkan Ergin ile birlikte çevirdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nün Ortaçağ Tarihi doktora programını "Antikçağ ve Ortaçağ Filolojik Kaynaklarında Avrupa Hunlarının Temsili" başlıklı tezi ile tamamladı. Akademik çalışmalarını sürdürmekte ve serbest avukatlık yapmaktadır.



