Edebiyat

Türk Kompleksi

   Alper Çeker       Mayıs 2026
Türk Kompleksi

Türk Kompleksi

 

Sakalar arkalarında filolojik bir miras bırakmadı ama bütün tarihi kaynaklar, onların Türk olduğunu söyler. Herodot'un aktardığı Saka diline ait sözcükler Türkçe'dir. Bizans elçisi olarak Türkistan'a gelen Zemarkhos, Göktürklerin Saka olduğunu yazar. Attila'nın sarayına elçi olarak giden Priskos da Sakaların ve Hunların aynı dili konuştuğunu ifade eder. Priskos'un Hunlardan aktardığı sözcüklerin hepsi Türkçe'dir. Çin yıllıkları Göktükleri Hunlardan ayrılan bir boy olarak gösterir. Yani Türk tarihinde Sakalar-Hunlar-Göktürkler biçiminde ilerleyen bir süreklilik var.   

Tarih kitaplarında düşmanlarının kafataslarından şarap içen savaşçılar olarak tanıtıldığı yüzyıllar boyunca, Sakaların Türklerin ataları olmalarında bir sakınca görülmedi. Fakat Avrasya'da gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda Sakalara ait, sanat değeri yüksek altın işçiliği ürünler bulununca durum değişti. Altay bölgesinde ortaya çıkan tüm arkeolojik kanıtlara ve antropolojik tanıklıklara rağmen Sakalar bir anda Aryan oldu. Hatta George Dumezil sırf tatlı canı öyle istedi diye Osetleri Sakaların torunları ilan etti.  George Dumezil'i hatırlarsınız; tüm tarım toplumlarında bulunan Güneş, Ay ve Venüs üçlemesini Aryanların alameti farikası sanan büyük alim. İsis, Osiris ve Horus ya da Baba, Oğul ve Kutsal Ruh örneğinde olduğu gibi bu üçlemeler doğanın sonsuz döngüsünü (yaz-kış, gece-gündüz) temsil eder ve arpa buğday ekilen her köyde karşımıza çıkabilir.    

Orkun-Yenisey'deki runik harfli Göktürk yazıtları bulunduğunda, bunların İskandinav kültürüne ait olduğunu kanıtlamak için çok uğraşlar verildi. 1969 yılında Isık Kurganında keşfedilen altın zırhlı prens buluntusunun yanında, bir çanağın üzerinde M.Ö. 5. yüzyıla ait runik harfli yazı çıktı. Kalıntıların hem Sakalara hem de Hunlara ait olduğunu savunan iki görüş var fakat çanak üzerindeki yazı Türkçe. Dördüncü yüzyıldan kalma, Avrupa Hunlarına ait bir yazı ise 2015 yılında Suriye'nin Rakka şehrinde bulundu. Roman Dersleri adlı kitabımda Hun kağanının Çin imparatoruna gönderdiği mektubu, Orkun-Yenisey yazıtlarını ve Kutadgu Bilig'i karşılaştırarak Türklerin süreklilik gösteren bir yazı diline sahip olduğunu ifade etmiştim.  Bu süreklilik edebiyatta da gözlemlenebilir. Talat Tekin, M.S. 329 yılına ait, Çin işaretleriyle yazılmış Hun Türkçesi bir beyti okumuştur (bkz. Talat Tekin, Hunların Dili). Reşid Rahmeti Arat'ın Eski Türk Şiiri adlı kitabında yayımladığı, Soğd alfabesiyle yazılmış Mani ve Buda muhitindeki Türk şiirleri 8.-11. yüzyıllar arasına aittir. Turfan'da bulunan en eski Oğuzname yazması da Soğd (Uygur) harfleriyle kâğıda geçirilmiş, Farsça'ya çevrilmiş ve İranlı şairleri derinden etkilemiştir. Fatih Sultan Mehmed'in Arap harfli fermanların yanında Soğd (Uygur) alfabesiyle yarlık yayınlaması, Anadolu'nun Orta Asya ile kültürel bağlarının sürdüğünü gösterir.   

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk Tarih Tezine ve Türk Dil Teorisine dayanak olması için çok fazla uydurma etimolojiler, hayali etnolojiler çıkarıldı. Ancak Batılılar da boş durmadılar, Türkleri değersizleştirmek için gereğinden fazla saçmaladılar. Bu saçmalıklar zincirinin son halkası, A.C.S. Peacock'ın Moğol Anadolu'sunda İslam, Edebiyat ve Toplum (çev. Renan Akman) adlı kitabı. Peacock kitabı boyunca "olabilir", "mümkündür" diye biten olasılık cümleleriyle kesin hükümler veriyor. Yazarın tezleri şöyle: 1-Türk akademisyenler Selçuklu ülkesi üzerindeki Moğol hakimiyeti dönemini görmezden gelmiş, geçiştirmiştir.  2-Anadolu'da Türkçe'nin edebiyat dili olması 15. yüzyıldan önceye gitmez. 3-11. ve 12. yüzyıllarda Orta Asya'da bir avuç Türkçe metin üretilmiştir ama Anadolu Türklerinin bunlardan haberi yoktur. 4-Sultan Veled'in tamamı Türkçe olan birkaç kısa manzumesi vardır. Sultan Veled'in bir de Yunanca şiiri vardır, bu nedenle ne kadar Yunanca yazan bir şairse o kadar Türkçe yazan bir şairdir. Ne eksik, ne fazla.  5-En eski Yunus Emre Divanı yazması 15. yüzyıla aittir, Yunus Emre'nin yaşamı hakkında bir bilgi yoktur, dolayısıyla şiirlerini tarihlendirmek imkânsızdır. (a.g.e., s. 190, 198-199, 201-202)     

Peacock'ın Sultan Veled hakkındaki sözleri baştan sona yanlıştır. Sultan Veled'in Rebabname'de 157, İbtidaneme'de de 81 Türkçe beyiti vardır. Bu şiirler Veled Çelebi İzbudak tarafından kitap olarak toplanmış, Fuad Köprülü de Türkiyat Mecmuası'nın ikinci sayısında bu konuda bir yazı yazmıştır.

Diğer iddialara gelecek olursak, önce Orta Asya'daki "bir avuç" Türk edebiyatına ve bunların etkisine bir bakalım. Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyıla ait Divanü Lugat'it Türk'ünün dünya literatüründe eşi benzeri yoktur. Tarih, haritacılık, dilbilgisi, antropoloji gibi birçok bilim dalında Türkler hakkında bilgiler veren benzersiz bir kitaptır. Hiçbir milletin edebiyatında bu kitaba yaklaşan bir eser yazılmamıştır.

Şiirden devam edecek olursak, 8.-11. yüzyıllar arasında yaşamış Orta Asya Türk şairlerini Reşid Rahmeti Arat şöyle sayar: Aprınçur Tigin (bilinen en eski Türk şairi), Kül Tarkan, Sıngku Seli Tutung, Ki-ki, Pratyaya-Şiri, Asıg Tutung, Çısuya Tutung, Kalım Keyşi, Çuçu ve Yusuf Has Hacib (Reşid Rahmeti Arat, Eski Türk Şiiri (1986), s. XX-XII).      

Kutadgu Bilig'i yazan Yusuf Has Hacib, 11. yüzyılda yaşadı. Kutadgu Bilig'in bilinen nüshalarının biri Soğd (Uygur), diğer ikisi Arap harflidir ki bu, Doğu-Batı ekseninde geniş bir çevrede okunduğunu gösterir. Kitabın 15. yüzyıla ait Herat nüshası 1474 yılında Fatih Sultan Mehmed'in Uygur kâtiplerinden Şeyhzade Abdürrezzak Bahşi için Tokat'tan İstanbul'a getirildi. Yani Kutadgu Bilig Anadolu'da bilinen bir kitaptı.

13. yüzyıla ait olan Atabetü'l Hakayık'ın yazarı Edip Ahmed Yükneki hakkında kesin bilgiler yoktur. Ancak bu kitabın da hem Soğd hem de Arap harfli nüshaları vardır ve bunların bazıları İstanbul'da yazılmıştır. Berlin'deki Uygur yazmaları arasında Atabetü'l Hakayık'tan bir bölüm bulan Reşid Rahmeti Arat, Turfan'da bu eserin okunduğunu kanıtlamıştır (Reşid Rahmeti Arat, Atebetü'l Hakayık (1951), s. 1). Kısacası bu kitap da Doğu-Batı ekseninde geniş bir Türk coğrafyasında okunmuştur.    

Bu döneme Memlük edebiyatını mutlaka eklemek gerek. Kıpçak bozkırından Mısır'a köle olarak giden çocuklar burada Türkçe'yi Araplara yönetim ve edebiyat dili olarak kabul ettirdiler. Arap harfleriyle hem sözlük çalışmaları yaptılar hem de edebi eserler yazdılar. Adana, Tarsus, Antakya, Birecik ve Ayntab, tüm bu Anadolu şehirleri geçmişte Şam eyaletinin sancaklarıydı. Eğer 13. yüzyıldan söz edeceksek; Altın Orda ile bağlarını hiç koparmayan, İlhanlı Moğollarını defalarca yenen ve Anadolu siyasetine her fırsatta karışan Memlüklerin Kıpçak edebiyatını görmezden gelemeyiz. Kıpçak lehçesindeki Oğuz etkisi bile bu yüzyılın ürünüdür ve Türk boyları arasındaki kültürel alış verişin kanıtıdır. 

Divan-ı Hikmet'in yazarı Ahmed Yesevi, 12. yüzyılda yaşamıştır. Meraklısı için Fuad Köprülü'nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı kitabını tavsiye ederim. Bu kitapta Köprülü, Ahmed Yesevi-Yunus Emre bağlamında Anadolu'daki Türk edebiyatının Orta Asya kökleriyle bağını hiç koparmadığını, bir süreklilik gösterdiğini savunmaktadır. Peacock ise Yunus Emre'nin 13. yüzyılda yaşamadığını ve yazdıklarının Orta Asya ile bir ilgisinin olmadığını iddia ediyor. Tek dayanağı, en eski Yunus Emre Divanı nüshasının 15. yüzyıla ait olması. Eğer edebiyat tarihleri Peacock'ın bu çığır açıcı yöntemiyle yazılacak olsaydı, İlyada'nın 10. yüzyıla ait olduğunu kabul etmemiz gerekirdi çünkü en eski nüshası o zamandan kalmadır.  

Abdülbaki Gölpınarlı, Anadolu'daki diğer Yunus Emre'lerden ayırarak konumuz olan Türk şairinin Hz. Mevlana ile çağdaş olduğunu hatta onu gençliğinde gördüğünü, Geyikli Baba ile de görüştüğünü, Geyikli Baba'nın "Hasan" mahlası ile şiir yazdığını, Yunus Emre'nin kitabını 1307-1308'de bitirdiğini ve Orhan Gazi'ye bile yetişemeden öldüğünü kanıtlarıyla yazmaktadır. Yunus Emre'nin tarikat şeceresi Sarı Saltuk-Barak Baba-Tapduk Emre biçimindedir (Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre Risâlat al-Nushiyye ve Divan (1965) s. VII-XVII), bunların hepsi tarihi kişiliklerdir ve şairin yaşadığı çağ gayet bellidir. Peacock; hakkında yazdığı kitaplardaki şiirlerin sayısını, içeriğini, mısralarda düşürülen tarihleri bilmiyor. Belli ki onları okumamış.

Yunus Emre'nin Ahmed Yesevi ile olan ilişkisine gelince... Yunus Emre'nin bazı şiirlerinin Ahmed Yesevi'nin Orta Asya Türkçesindeki hikmetlerinin Anadolu lehçesinde söylenişi olduğunu daha önce yazmıştım (Alper Çeker, Üçüncü Pervane (2025), s. 26-27). Şebeşli Macar Georg'un Gotik harflerle kaydettiği iki Yunus Emre şiirinin eldeki nüshalarda bulunmayışı, sözlü kültürde bazı şeylerin yittiğini gösteriyor. Yine de geç bir döneme ait Ali Şir Nevai'nin bile Osmanlı şairleri tarafından usta kabul edildiği, Doğu-Batı arasındaki bağların hiç kopmadığı, edebiyat tarihimizin bir gerçeğidir. Dede Korkut Oğuznamesi, Köroğlu ve daha birçoğu, Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan Türk topluluklarının ortak edebiyatıdır. Bu bağ 1917'de kesintiye uğramış ama 1990'larda çabuk toparlanmıştır.   

Fuad Köprülü ilerleyen yıllarda dini anlayış bakımından Ahmed Yesevi tasvirini Nakşibendi yerine Bektaşi kaynaklarından yapmadığına pişman oldu ama Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, halen alanında zirvedir. Esasen A.C.S. Peacock'ın kitabı, Fuad Köprülü'nün Türk Edebiyatı Tarihi'ne karşı yazılmış. Peacock giriş bölümünde "Türk akademisinde İlhanlı bağlantısını önemsememe eğilimi vardır" (a.g.e., s. 31) diyor ama kendisi de Köprülü'nün Türk Edebiyatı Tarihi'nde bu konuya ayırdığı kısmı görmezden geliyor. Karamanoğullarını küçümsemek için Türklerin Farsça yazmasını eğitimli olmakla ilişkilendirip, modası geçmiş görüşler dile getiriyor.  Farsça meselesine bir parantez açalım:  Başak Kuzakçı'nın Şarkın İncisi Semerkand ve Soğdlar ve Türkler adlı kitapları Türklerin Soğdlarla ilişkisinin Hunlara kadar gittiğini ve çok içli dışlı olduğunu göz önüne seriyor. Türkler ticaret yollarının güvenliğini üstlenmiş ama ticaret yapmayı ve diplomasiyi Soğdlara bırakmış. Türklerin Farsça yazması, Soğdların kurduğu şehirlerdeki karmaşık toplumsal ilişkilerden kaynaklanıyor. Edebiyat dili eğitimli-cahil değil, konar göçer- yerleşik şehirli karşıtlığı ile ilgili. Osman Fikri Sertkaya; konar göçer Göktürklerden kalan, kâğıda yazılı runik alfabelerin bu alfabe ile eğitim öğretim yapıldığının; kılıç, bıçak, tabak, çanak, bardak, küp, tarak, bilezik, yüzük, kemer tokası, ağırşak gibi gündelik hayatta kullanılan nesnelerde bulunan runik yazıların da Göktürklerde okur yazarlık oranının yüksekliğinin işareti olduğunu yazar (Osman Fikri Sertkaya, Göktürk Tarihinin Meseleleri (1995), s. 291-292).  Hem Ahmed Yesevi hem de Yunus Emre üst düzey eğitime sahip oldukları halde Farsça yerine Türk dilinde edebiyat yaptılar.       

Peacock'ın iddiasının aksine, Türk akademisyenler Moğol hakimiyeti dönemi hakkında sayısız eser verdi. Fuad Köprülü'nün Türk Edebiyatı Tarihi adlı kitabının bir bölümü bu döneme ayrılmıştır. Peacock'ın inşa ettiği hayali tarihin doğusunu Zeki Velidi Togan'ın Umumi Türk Tarihine Giriş adlı kitabının dördüncü bölümünde, geniş bir biçimde okuyabilirsiniz. Osman Turan'ın Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi kitabının yarısı bu konuya ayrılmıştır. Hatta Ahmet Caferoğlu bu dönemde Moğolca'nın Türk lehçeleri üzerinde kurduğu etkiyi bile araştırdı (bkz. Ahmet Caferoğlu, "Azeri Lehçesinde Bazı Moğol Unsurları", Azerbaycan Yurt Bilgisi, n. 6-7). Konuyla ilgili kaynaklar saymakla bitmez.

İngiliz edebiyatı 15. yüzyılda başlar. Ondan öncesi hakkında yazılan her şey hayal ürünüdür, Germen ve İskandinav sözlü kültürünün aparılmasıdır. Bizim atı evcilleştirdiğimiz, tekerlekli araba yaptığımız, yazı yazdığımız ve kompozit yayı bulduğumuz sırada mağara duvarlarını birbirinden güzel manda resimleriyle süsleyenlerin Türklere dil uzatması, biraz ayıp oluyor.     

 

Yazar'a ait Diğer Yazılar

Alper Çeker

Alper Çeker 1972 yılında İstanbul'da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesini ve İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Osmanlıca'dan çeviriyazı ve sadeleştirmeler, Rusça ve İngilizce'den çeviriler yaptı. Telif eserleri arasında Gece Şehre Dedi ki, Reziller, Kurt Cobain ve Seatle Olayı, Devrana Girip Seyran Edelim ve Kan Kardeşi Tarantino vardır.

Şiir

Tüm Yazılar

Öykü

Kama

Tüm Yazılar

Futbol

Tüm Yazılar