Düşünce

Cumhuriyet Estetiği

   Alper Çeker       Ekim 2026

Cumhuriyet Estetiği

 

 

Türkiye; insanların yazar diye Zülfü Livaneli'yi okuduğu, müzik diye eskort kadınları dinlediği bir yer. Günün birinde bir doktor hastalarının orasını burasını kurcalamaktan sıkılıp yönetmen ya da şarkıcı olabiliyor, film çekip albüm yapabiliyor. Yapabiliyor çünkü bu sanat dallarının alıcılarının beğeni seviyesi düşük. İnsanlar okudukları bir romancı için "Türkçe bilmiyor", dinledikleri bir şarkıcı için "sesi detone oluyor" diyemiyorlar. Bunun nedeni, Türkiye'de eğitim-öğretimin olmayışı. Milli Eğitim Bakanının dilekçe yazamadığı bir ülkede öğrencilerin edebiyat beğenisinin olması beklenemez.

Tabii ki bu duruma bir haftada gelmedik. Sanılanın aksine Tek Parti döneminde değil ama Demokrat Parti iktidarı sırasında, 1950'lerde Osmanlı İstanbul'u tekkeleri, camileri, hamamları hatta köprüleri yıkılarak, dereleri kurutularak ortadan kaldırıldı. Yeni bir mimari tarz ortaya konamayınca, İstanbul'un genel görüntüsü Brezilya'nın favela mahallelerine benzer, kimliksiz bir hal aldı.  

Müzik için de durum aynı. Koma tabanlı Türk makam müziği, tampere sistemli Batı müziği karşısında aşağılanıp gözden düşürülünce Adana'da Mısır radyosunu dinleyen gençler İstanbul'a göç edip beraberlerinde Arap müziğini getirdiler ve Arabesk ortaya çıktı. Arabesk, Türkçe sözlü Arap müziğiydi hatta bestelerin çoğu Arap müzisyenlerden çalıntıydı. Aynı yıllarda Üsküdar Tarzı denen Türk Kur'an okuma tavrı bile yerini Mısır tarzına bıraktı.

1960'larda İngiltere'de bir grup genç çocuk; zenci Blues'unun temposunu arttırdı, ritmini sabitledi ve onu amfiye bağlayarak sesini yükseltti. Bu sayede Blues müziği beyazların kulağına uygun bir hale getirildi ve ticarileşti. Blues, teknik ve sosyolojik olarak bizim türkülerimize eşdeğerdir. 1960'ların sonunda Moğollar, Mazhar Fuat Özkan gibi gruplar ile Tülay German, Erkin Koray, Cem Karaca ve Barış Manço gibi solistler türküleri Batılı sazlarla çalıp İngiltere'dekine benzer bir dönüşüme uğrattı. Bu akıma Anadolu Pop adı verildi. Anadolu Pop yapanların çok azı ilerleyen yıllarda kendi özgün bestelerini yazabildi. 1980'lerden günümüze; Türkiye'de popüler müzik yapan Bulutsuzluk Özlemi, Athena gibi gruplar ya da Teoman gibi solistler, tıpkı Arabeskçilerin Araplara yaptığı gibi Batılı müzisyenlerin bestelerini Türkçe sözlerle icra ettiler.    

Sinemaya gelince; zaman zaman Metin Erksan, Zeki Demirkubuz, Mehmet Ada Öztekin ya da Derviş Zaim gibi yönetmenler bireysel çabalarıyla ortaya çıktı ama kendisine ait bir dili olan, "Türk sineması" diye kurumsal bir tarz oluşmadı. Oysa komşumuz İran; biraz da koşulların zorlamasıyla oluşan, özgün bir sinema tarzına sahiptir. Bizim bir dönem sinemamız Fransız Yeni Dalgasını tekrar etti; uluslararası yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan ise şöhretini, hiç çekinmeden taklit ettiği İran sinemasına borçludur.  

Resim, heykel gibi alanlardan Ahmet Güneştekin benzeri örnekler çoğaltılabilir. Görünen o ki şiir dışında Cumhuriyet Türkiye'si kendi estetiğini üretemedi. Her şey taklit ya da çalıntı.  

Peki bu kuraklığın ortasında nasıl özgün bir şiirimiz oldu? İkinci Yeni akımının bazı şairlerini tanıma fırsatı buldum, Toplumcu Gerçekçiliğin en önemli ismi olan Ataol Behramoğlu üniversitede hocamdı ama 80' kuşağı şairleri, özellikle Adnan Özer ve Tuğrul Tanyol ustalarımdır. Haydar Ergülen'in İkinci Yeni Neyimiz Olur? adlı kitabında alıntıladığı, İlhan Berk'in "dünyada benden gizli bir şiir yazılamaz" cümlesi Türk şairlerinin, kendi özgün estetiklerini nasıl ürettiklerini çok güzel ifade ediyor. Öncelikli olarak Türk şairleri kendilerine kadar olan Türk şiirini iyi biliyordu. Eskiden Divan şairleri o dillerde şiir yazabilecek derecede Farsça ve Arapça bilirdi. Divan edebiyatımız az ama yeterli sayıda özgün, büyük şaire sahiptir. Gençlerin Fransızca öğrenmesi ile Batılılaşma döneminde özellikle Fransız edebiyatından bol miktarda intihaller yaptı şairlerimiz ama diğer taraftan da o güne kadar kapalı oldukları Avrupa'nın, özelde de Fransa'nın edebiyatını Fransızca üzerinden öğrenme fırsatı buldular. İlerleyen yıllarda Fransızca'ya İngilizce, Rusça, İspanyolca gibi diller eklendi. Orhan Veli, Cemal Süreya, İlhan Berk, Ülkü Tamer, Ataol Behramoğlu, Adnan Özer ve Tuğrul Tanyol gibi isimler hiçbir komplekse kapılmadan; bu dillerden dünya şairlerini Türkçe'ye çevirdiler. Dünya şiiri üzerine ileri derecede bilgi sahibi olmaları sayesinde de ne yapmamaları gerektiğini öğrenerek, kendi özgün şiirlerini yazabildiler. 

Dünyada Türk şairleri kadar dışarıya açık bir edebiyat yok. Birçok ülkede şairler sınırlarının ötesinde neyin olup bittiğini bilmiyorlar. Bir sohbette Tuğrul Tanyol ve Adnan Özer; "Türk yazarıyım" dediği için adaylıktan çıkarılmasının ardından, eğer Yaşar Kemal'e verilmeyecekse Nobel'in Türkiye'den İlhan Berk'e verilmesi gerektiğini söylemişti. Siyasi nedenlerle ödül, Türkçe bilmeyen Orhan Pamuk'a verildi.            

 

Yazar'a ait Diğer Yazılar

Alper Çeker

Alper Çeker 1972 yılında İstanbul'da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesini ve İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Osmanlıca'dan çeviriyazı ve sadeleştirmeler, Rusça ve İngilizce'den çeviriler yaptı. Telif eserleri arasında Gece Şehre Dedi ki, Reziller, Kurt Cobain ve Seatle Olayı, Devrana Girip Seyran Edelim ve Kan Kardeşi Tarantino vardır.

Öykü

Kama

Tüm Yazılar

Futbol

Tüm Yazılar

Edebiyat

Tüm Yazılar